top of page

PAZARLAMADA "ŞEFFAFLIK" NEDİR?

Bir firmanın ya da markanın şeffaf olması “Çalışanlarını, değerlerini, kültürünü, stratejisini, iş süreçlerini ve bu süreçlerin sonuçlarını kamuoyuyla paylaşması(1)” anlamına geliyor.


Teknolojinin ilerlemesi, sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, tüketicilerin bilinçlenmesi ve markaların bir parçası haline gelmeleri pazarlamanın şeffaf olmasını gerektiriyor. Şeffaf değilseniz de sizlere ulaşıp şeffaflaşmanızı istiyorlar. Sosyal marka olabilmenin de yegane koşullarından birisi bu noktada tüketicilerin beklentilerini karşılayabilmekte yatıyor. Size sormadan cevapları kamuoyuna sunmalısınız. Şeffaflığı avantaj olarak kullanabilmek de sizin elinizde.

Tüketicilerle bağ kurmak isteyen şirketlerin bir kişilik kazanmak için markalaşması gerekiyor. Markaların dürüst, samimi, güvenilir ve açık sözlü olarak algılanması ve sevilmesi onları her zaman bir değil birkaç adım ileriye götürecektir. Bunun farkında olan markalar “İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.(2)” diyerek adını tarihe kazdırıyor.


Markaların hikayelerini mümkün olduğunca üst seviyede bir şeffaflıkla paylaşmaları da tüketicilerin kendilerini o markanın bir parçası olarak hissetmelerine neden oluyor. Özellikle reklamlarında ve yaptıkları diğer pazarlama faaliyetlerinde anlattıkları hikayelerde ise tüketiciler kendilerine yakın kesitler görmeyi istiyor. Onların markanın ürün ya da hizmetleriyle olan deneyimlerine benzer deneyimler paylaşmak ilişkilerini sağlamlaştırıyor.


Marka şeffaf oldukça müşteri katılımı artıyor. Vefalı müşteriler hep sizden alışveriş yapıyor, sizi başkalarına tavsiye ediyor ve hakkınızda iyi konuşup kötü konuşanlara da gereken cevabı veriyor. "Marka savunucusu" dediğimiz bu kitle sizin sırtınızı yere değdirmiyor. Siz şeffaf kargolama paketlerine ürünleri yerleştirip kargoya koştururken, etkileşim oluşturmak için elinden telefon düşmeyen rakipleriniz sizi ancak kenardan seyrediyor.

Şimdi ben de size sormak istiyorum; sizden her şeyi gizleyen ama siz bir şey anlatırken sizi pür dikkat dinleyen bir arkadaşınızdan mı alışveriş yapardınız, size karşı her zaman dürüst olandan mı?


Cevap evetse sayfayı yukarı kaydırın. Her zaman sevmenin ötesinde güvendiğimiz markaları tercih ederiz. Güven de kendi kendine oluşmaz, karşı taraf güven oluşturabilmek için çaba gösterir. Her şeyden önce size karşı açık olmaya çalışır.

Tüketicilerin markaları tanımaları ve markaların insani tarafını hissetmeleri için dünyanıza girmeleri gerekir. Ürün satın almaları onları size bağlamaz. Çok iyi yemek yapsanız da sizi sevmedilerse, servis yavaşsa, garson kibar değilse, mekan temiz değilse bir daha gelmezler.


Şeffaf olmak için tüm ayrıntıları paylaşmak zorunda değilsiniz. “Bu çileği 15 TL’ye alıyor, 20 TL’ye satıyoruz.” demenize de gerek yok. Ancak çilek paketlerini açınca alttakiler çürük çıkmamalı. Müşterilerinizi hayal kırıklığına uğratmamalısınız. Yiyecekleri gerçekte olduğundan daha güzel göstermek için kimyasal kullanılması ya da fotoğraflarının gerçekten uzak olması da dürüstlüğe ve şeffaflığa aykırı örneklerdir.


Alan da satan da insan ise insanlıktan uzak hiçbir pazarlama davranışı sizi başarıya götüremez. Bir markanın da insanlaşması için şeffaflaşması, dürüst esnaf olarak algılanması gerekir. O zaman tüketiciler sizi bir ömür bırakmaz.


Kaynaklar :

  1. Shel Holtz, http://blog.holtz.com/index.php

  2. Robert Bosch, Bosch markasının kurucusu

Comentários


bottom of page